bir ARKADAŞ hikayesi

PINAR NAM

Herkese nasip olmayacak birşeydi yaşadıklarım. Sanata yıllarını vermiş bir duayenle aynı sahneyi paylaşıp birlikte şarkı söyleyecek olduğumu programa başvuru formunu doldurmadan önce biliyor olsaydım belki bana da nasip olmayabilirdi. O bir markaydı çünkü, buram buram kalite ve benim aşkla dinlediğim bir ses…onunla sahne deneyimleyecek olmak cesaretimi kırabilirdi…
Şuan bu yazıyı yazarken aynı duygu karmaşası içinde olduğum doğrudur….
Dokuz hafta sürdü aynı heyecan, stres, kimi mutlu, kimi hüzünlü fakat her anı duygu dolu hayatımın dönüm noktası olan bir programda bir duayeni canıma can katacağımı söyleseler gülerdim…

Son haftamızda hüzün çökmüşken gözlerimize kahkahalarla gülerken birbirimize sarılıp ağlar olmuştuk. Final şarkısı seçiminin bize bırakılmış olmasına bizi çok mutlu ederken benim içimde ilk haftadan kalan bir uhdeyle “bile bile” şarkısında düet yapmayı deli gibi istiyor olmam bunu dile getirme cesaretimi toplamama yetmiyordu. Oysa “bile bile” proğrama katılırken ve henüz Harun Kolçak ‘tan bi haberken prodüksiyona ilk söylemek üzere verdiğim şarkıydı. O kendisinin söylediği şarkıyı seçtiğimden bense O’ nun bana koçluk edeceğinden habersizdik. Belki de henüz biz biraraya gelmeden hatta birbirimizden haberdar değilken enerjilerimiz buluşmuştu bir yerlerde…
Stüdyoya ilk girdiğim ve O’nu ilk gördüğümde tabiri caizse dizlerimin bağı çözülüp sesim bir kedi miyavlamasına dönüşmüşken “benimki sensin galiba hoşgeldin Pınar haydi hemen provaya” demesiyle her ne kadar silkelensem de ben, benden başka bir yerde ikametteydim artık. Sonrasında seçtiğim şarkıyı orkestra şefimizden öğrendiğinde gözlerindeki ışığı görmenin heyecanı beni hızla aşağı çekerken o kısıtlı zamanda ve ben titrerken karşısında şarkıyı aynı tondan geçmek hiçte mümkün değildi….
İlk provamız orkestra şefimizin seçtiği şarkıyla geçerken, başarısızlığımla ben mutsuz, ben umutsuz ve ben yerin dibine ramak kala O’nu sesiyle irkildim. “ben yarışmacımı haftada en az bir gün evime getirmenizi istiyorum ona özel ders vereceğim” diyorken ben ne hissedeceğimi şaşırmış duygu karmaşasıyla boğuşuyordum. Bana dönerek “hiç üzülme yavrucuğum sadece kendine güven biz bunu başaracağız” cümlesi beni öyle bir silkelemişti ki “ben şimdi sizin evinize gelip bizzat sizden özel ders mi alacağım” saçmasıyla giderken O muzur gülümsemesiyle “evet şuursuzum” cevabını verdiğinde yaşadığım bu durumun bizi bu kadar yakınlaştıracağını nerden bilebilirdim ki..
Dokuz hafta boyunca diğer yarışmacı koçları çoğu zaman stüdyo provalarına gelmezken O kendi evinde hiç sıkılmadan büyük sabır ve özveriyle beni çalıştırmaya devam ediyor biraraya gelemediğimiz günlerde telefonun diğer ucunda elinde gitarıyla bana şarkı söyletmeye devam ediyordu. Biz artık bir yarışmacı ile koçu olmaktan çok öteydik. Ben müzikle alakası sadece radyo programcılığı olan sp hastası İzmir’li Pınar, O tüm dünyanın tanıdığı bir isim bir marka Harun Kolçak… Ne O beni koluna takıp gezerken gocunurdu ne de ben O’na sımsıkı sarılıp başımı omzuna yaslarken çekinirdim… Kuliste pasta çay taşımakta hiç zor gelmezdi O’na… Kimine göre bazen hastalığımdan faydalanarak O beni kullanıyordu, kimine göre ben ünlü olmak için O’nu kullanıyordum… Hatta kimine göre biz evlenmek üzereydik…. Nasıl trajikomik deli saçmalarıyla uğraştık bilemezsiniz… Ve nasıl güzel dalga geçerdi anlatamam…
Kulaklarımızı herkese ve herşeye tıkayıp yolumuza devam ederken son hafta son şarkı son sahne dedikçe birbirimize sarılıp gözyaşlarına boğulduğumuz anlar artıyordu… Sulugözlü ağabeyim benim…. O kadar istemiyorduk ki bitmesini canlı yayına iki gün kalmasına rağmen hala final şarkımızı seçmemiş tüm prova zamanlarımızı sohbetle geçirmiştik…
Seçeceğimiz şarkı yarışma psikolojisinden tamamen uzak sadece bizi anlatan bir şarkı olmalıydı… Harun ağabeyi ve şuursuz Pınar’ını anlatmalıydı…
Yayına iki gün var ve ben stüdyoda başımı iki elimin arasına almış şuursuzca prova sıramın gelmemesini beklerken elimi tutan bir el “hadi kalk bakalım bizim sıramız!”…. “ama şarkı?”… “sen yürüüüüüüü!” dedi yürüdüm…
Stüdyoda yerimi aldığımda dizlerimin üzerine şarkı sözlerini bırakarak “işte bizim şarkımız” diyerek orkestraya doğru giderken sayfa başında şarkının ismini gören ben çoktan ağlamaya başlamıştım… Öyle güzel bir motive yeteneği vardı ki bir anda bir duygudan başka bir duyguya geçirebiliyordu beni ve yine bunu geçici de olsa başarmıştı… Ağladığımı görünce yine o her zamanki muzur halleriyle orkestraya dönüp “canımmmm sen bize birrrr re minörrrr ver” diyerek beni olduğum yerden çıkarıp yüzüme bir tebessüm kondursa da kendisi de fazlaca sulugözlü olduğundan şarkıyı bir türlü tam olarak geçmeyi başaramıyor olmamız bir çılgınlık yapmaktan başka bir yol bırakmamıştı bize… Provasız çıkacaktık sahneye… Nasıl olabilirdi ki provası el ele tutuşup ;
Ortak olmak her sevince her derde kedere
Ve yürümek ömür boyu beraberce el ele
Olmasın hiç o taa içten gülen gözlerde yaş
Yollarımız ayrılsa bile seninle ARKADAŞ ” demenin…
Yada bakarak gözlerinin içine ;
” Evet arkadaş; kim olduğumu, ne olduğumu
Nereden gelip, nereye gittiğimi sen öğrettin bana
Elimden tutup, karanlıktan aydınlığa sen çıkardın
Bana yürümeyi öğrettin yeniden
El ele ve daima ileriye
Bir gün.
Bir gün birbirimizden ayrı düşsek bile
Biliyorum, hiçbir zaman ayrı değil yollarımız
Ve aynı yolda yürüdükçe
Gün gelir ellerimiz yine dostça birleşir
Ayrılsak bile kopamayız…

Şiirini okumanın provası nasıl yapılabilirdi? Final sahnesi provasız olacaktı ve tüm salonun ayakta alkışladığı bir sahne çıkardık…çünkü sahnedekiler sadece bir yarışmacı ve koçu değildi…
Benim hakkımdaki düşünceleri sorulduğunda ” düşüp düşüp yeniden dimdik ayağa kalkmayı ve herşeye rağmen mutlu olmayı güçlü olmayı ondan öğrendim ” derken bana neler kattığını bir bilseniz… O’nu anlatmak için süslü cümlelere ihtiyaç duymuyorum. Bu yazıyı okuduğunuzda size ne hissettirdiyse o… Sevgiler…
Dualarım yoluna ARKADAŞ… Gün gelir yine ellerimiz dostça birleşir…

One thought on “bir ARKADAŞ hikayesi”

  1. İzlemiştim yarışmayı… yüreği yumuşak bir adam sesini ve duruşunu beğendiğim Harun Kolçak.. ölüm haberine de üZülmüştüm… ışıklarda uyusun.. güzel hüzünlü bir bir yazı olmuş.. kalemine sağlık pınar cığım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir