Bir Küçük Adam; Kerem BAŞARAN

EMİNE GÜRSOY BAŞARAN

11 Şubat 2009 tarihinde doğdu Kerem. Her bebek gibi ailesi için mutluluk kaynağı olarak dünyaya geldi. İlk 24 saatte başladı onu hırpalayacak süreç. Gurup uygunsuzluğuna bağlı kan uyuşmazlığı. 7 gün süren sarılık tedavisinden sonra nihayet evine gidebildi. Birkaç gün sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Yenidoğan servisindeydi Kerem. Anne karnında farkedilen sol idrar kanalındaki darlık nedeniyle böbrek pelvisi normalin üç katı genişlemiş olarak dünyaya gelmişti. Tüm tetkiklerin sağlıklı ve biran önce yapılabilmesi hastanedeydi. Koruyucu doz ve zaman zaman tedavi doz antibiyotik tedavisi yaklaşık iki yıl devam etti. Kesin sonuçları görebilmek adına üç kez radyasyon almak durumunda kaldı. Bir yaşına kadar operasyon düşünülmemesi öngörülmüşken, 4. Ayında hızla gelişen genişleme görülünce Kerem hakkında ameliyat kararı alındı. 5 aylıkken operasyon geçirdi. Bütün bunlar yaşanırken ailenin tek tesellisi “ Kerem hatırlamayacak, bu zor günler sadece bizim anılarımızda kalacak.” Düşüncesiydi. Operasyon sabahı hastane odasında sabah kontrolleri yapılan Kerem o dönemde “anne” diyordu. Bu ilk kelimesi oldu. Yaklaşık 5 yaşına kadar başka kelimeler çıkmadı ağzından.

Kerem 3.5 yaşına geldiğinde hala konuşmuyor olması aileyi tedirgin ediyordu. Yine Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk Nöroloji bölümünde fiziksel, nörolojik, psikolojik, tüm hormon testleri yapıldı. Algı dili o dönemde yaşının 2 ay üzerinde, ifade dili yok; pedagog yönü iyi bir okul ve dil konuşma terapisi önerildi.

Öneriler yerine getirildi. Okul; yaşıtları içinde kendini ifade edememesinden dolayı Kerem de yoğun içine kapanmalara sebep oldu. Bir yıllık okul deneyiminin ardından anne iş hayatını bırakıp, oğlu ile birebir ilgilenme kararı aldı. Kaybedilen zaman değerliydi. Doğduğundan beri gözleri ile konuşan Kerem’in ilk 4 yılı travmalarla geçti. Çevresine karşı güvenini kaybetti. Temkinli, ürkek, insanların arasına çıkmak istemeyen bir küçük adam. Annesiyle parka gittiklerinde çocuklarla oynamak ister, yanlarına gittiğinde anlamsız sesler çıkardığı için ona güler ve istemezlerdi. Geçti, hepsi geride kaldı.

İlkokul birinci sınıfa başladığında hala artikülasyonları vardı. Yine bir miktar dışlandı. Bu kadar reddedilme ile ne kadar mutlu olabilirdi ki? İlk dönemin sonlarına doğru ilk psikiyatri görüşmeleri başladı. Tam anlamıyla “dikkat eksikliği” belirtilerinin tamamını taşıyordu. Zorlu geçmiş, geç konuşma durumundan dolayı WSCR testi istendi. Güvenilir bir uzman tarafından yapılan test sonucunda; normal zeka değerleri içinde ancak, uzaysal zekasının yüksek olduğu söylendi. Tüm dersleri resim çizerek dinliyor ama ders notlarını yazmıyor, ödev yapmamak için çok direnç gösteriyordu. Nihayetinde dikkat ve odaklanma adına ilaç tedavisi başladı. Okuma yazma için destek aldı. İlk yılın mart sonunda olması gerektiği gibi okuma yazmayı çözdü.

İkinci sınıfa başladığında hedef matematik konusunda arayı kapatmak oldu. Yine özel ders destekle sene bir miktar ilerleme ile tamamlandı.

Ama üçüncü sınıfa başladığında tüm matematik öğretisi uçup gitmişti. Başka bir şey var. Bu durum çok anlamsız düşüncesi ile bu kez resmi kanallar üzerinden değerlendirmeye alındı. Rehberlik Araştırma Merkezi’nce yapılan değerlendirmede “ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ” tanısı alarak ikinci dönem itibarıyla kaynaştırma öğrencisi oldu.

Tabi bütün bunlar olurken ailesi tarafından, sosyal yönünü desteklemek adına Yaratıcı Drama atölyesine devam etti.

Konuşmadığı ya da konuşamadığı dönemde bile kendini en iyi ifade ettiği dil çizimleri ve resimleriydi. Hep çizer, asla silgi kullanmazdı. Sadece çizer, boya da kullanmazdı. Bu dönemde bu alanda O’nu desteklemek isteyen annesi uyumla birlikte çalışabileceği bir öğretmen aramaya başladı. Fazla yönlendirme yapmadan, en iyi ifade dili zarar görmeden çalışabilecekleri biri olmalıydı. İşte o dönemde tanıştılar Ressam Ayşe Topçuoğulları ile.

Ayşe hanım, Kerem’i baskılamadan, çizdiklerine müdahale etmeden, keyifle çalıştılar. Kerem, Ayşe ablasına güvendi, sevdi. Ona renkleri sevdirdi, fırçayı kullanmasını, hayallerini bir araya getirip bütün oluşturmayı öğrendi. Ama hala okulda yüksek sesle okumuyor, defterine yazı yazmak istemiyordu. Sadece okuma ve yazmayı istekli hale getirmek düşüncesi ile “Kerem, seninle kitap yapalım mı ?” dedi ve serüven başladı.

Kitabın adı ne olsun? Mutlu Bulut nereye gitmiş? Orda neler görmüş? Gibi sorularla başladı her şey. Ortaya çıkan küçük kitap eskizi ikisini de mutlu edince, bunu basmalıyız dedi Ayşe hanım. Bundan sonrası gönüllü insanların yüreklerini koyarak yaptıklarıyla gelişti. Profesyonel savaş fotoğrafçısı Mert Çakır, Kerem’i tanımak istedi. Tanıştılar, sohbet ettiler. Mert, abisi hem Kerem’in hem de Kerem’in resimlerinin fotoğraflarını çekti. Ayşegül Pınar Acar sayfa düzenlemelerini hazırladı. Anne, Kerem’in hayalindeki Mutlu Bulut’un hikayesini cümlelere döktü. Tabi tüm bunlardan ayrı bunun bir de baskı maliyeti vardı. Her konuda olduğu gibi bu nokta da Ayşe hanım kaynak olabilecek gönüllü insanlara ulaştı. Sayın Prof. Dr. Muharrem İNAN, Ortopediatri ekibi, sayın Cemal İnan, sayın Şevket Sönmez, sayın Cangül Gügük, Sayın Ümit Bektaş ve tabi Ayşe Topçuoğulları’nın desteği “MUTLU BULUT” baskıya hazır hale geldi. Sevgili Kitap Baba Mesut Tim, baskı için iyi bir matbaa ile buluşmalarını sağladı. Meta Basım sayın Olcay Sütüven, bir başka kocayürekli insan. Elinden gelen kolaylık ve kalite ile “MUTLU BULUT“ dünyaya geldi.

Şimdi, birçok insanın çabası ve özverisi ile ortaya çıkan bir kitap var. Bu insanların amacı, elde edilebilecek gelir ile Kerem’in eğitimine katkıda bulunabilmek. Önümüzdeki günlerde bunun gerçekleşmesi için Kerem Başaran’ın MUTLU BULUT kitabı için imza günleri de düzenlenecek.

One thought on “Bir Küçük Adam; Kerem BAŞARAN”

  1. Destek şart bu delikanlıya ilk işim kitabını almak olucak inşallah nice kitaplar olur o kuvvetli bir çocuk ve savaşcı gelecekte güzel güler onun olsun sevgiler Delikanlı sen cesur yüreksin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir