PANİK ATAK

PSİKİYATRİST DR. NİLKATRE KOÇ 

Medler ve Lidyalılar, M.Ö 585’de Kızılırmak yakınlarında, savaşmak üzere toplanırlar. İlginç bir şekilde, savaşamadan savaş biter. Neden mi ilginç ? çünkü savaşı bitiren şey, güneş tutulması olmuştur. Tabi o dönemde kimse güneş tutulmasının ne olduğunu bilmiyordu, bunun bilmedikleri güçlerin bir laneti olduğunu düşünüp kaçmaya başlamışlardı. Nitekim bu olayın sonunda savaş da sona ermiş oldu. Şimdi bir de yine Kızılırmak’a yakın sayılabilecek, belki 200-250 km uzaklıktaki Milet topraklarına gidelim. Orada yaşayan Thales, bu güneş tutulmasının olacağını 50 yıl önceden biliyordu. Tam da bu noktada, Thales’in savaş meydanında olduğunu ve askerlerin kaçışını gülerek izlediğini hayal edin. Son derece trajikomik. Bu gerçek hikaye bize aslında bilginin ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Tıpkı Francis Bacon’ın dediği gibi “bilgi, güçtür”.

Bilgi, gerçekten insanın varoluşuna anlam vermesinin aracıdır. Bilgi sayesinde dünyayı kurtarabiliriz, aynı zamanda dünyayı yok edebiliriz, tıpkı bugün yaptığımız gibi. Bilgi sayesinde kendimizi kurtarabiliriz, aynı zamanda kendimizi bir felakete sürükleyebiliriz. Aslında tüm bunları anlatmamın sebebi, ele almış olduğumuz ‘panik atak’ hastalığı. Panik atak konusunda bilgi sahibi olmak son derece önemlidir.  Eğer hastalığınız hakkında bilgi sahibiyseniz, panik atak üstesinden gelinebilecek en kolay rahatsızlıktır. Eğer hastalığınız hakkında bilgi sahibi değilseniz, panik atak üstesinden gelebileceğiniz en zor hastalıklardan birisidir. Panik atakta bilgi sahibiyseniz Thales, değilseniz med ya da lidya askerisiniz demektir.  Şimdi bu rahatsızlığın ne olduğuna ve nasıl çözümleneceği konusuna değinelim.

Panik atak, bir çeşit sanrıdan oluşan rahatsızlıktır. Eğer çarpıntı, kalbin hızlı attığını duyumsama, terleme, titreme, nefes alamama, gögüste sıkışma hissetme, baş dönmesi, bulantı, gerçekdışı şeyler görme ve hissetme gibi sorunlar yaşıyorsanız, panik atak geçiriyorsunuz demektir.

Panik atak ile panik bozukluk birbirine karıştırabilir. Bu nedenle ayrımı açıklamakta fayda var. Panik atak, geçirdiğiniz atağın tekil ismi, panik bozukluk ise panik atakların sürekli olarak tekrarlanması, bunun korkusuyla yaşanması, bunun korkusundan dolayı günlük hayattaki eylemlerin ve rutinin yapılamaması, yoğun bir şekilde sürekli atağın geleceğinin beklenmesi ki buna beklenti anksiyetesi denir, benzer olarak hayattan keyif alamama ve sürekli üzüntü yaşıyor olma durumudur. Panik atak şikayetiyle gelen insanlar genelde panik bozukluk yaşamaktadırlar. Her panik atak, eğer sadece birkez yaşandıysa panik bozukluk değildir ama her panik bozukluk panik atak içerir. Şimdi panik atağı biraz daha genişletelim.

Klinik açıdan bakıldığında, panik atağın tanısı için DSM IV ölçütlerine göre, aşağıdaki belirtilerin en az dördünün birden başladığı durumlar olması gereklidir ;

-çarpıntı, duyumsama ya da kalp hızında artış , -terleme, -titreme ya da sarsılma, -nefes darlığı ya da boğuluyormuş gibi olma duyumları, -soluğun kesilmesi, -göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma, -bulantı ya da karın ağrısı, -baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş gibi ya da bayılacakmış gibi olma, -gerçekdışılık duyumu ya da benlikten ayrı olma duyumu, -denetimin yitirileceği ya da çıldırılacağı korkusu, -ölüm korkusu, -uyuşma ve karıncalanma duyumları, -üşüme, ürperme ya da ateş basmaları.

Bu belirtiler, panik atak geçirdiğinizin bir göstergesidir. Panik atağın yaşam boyu görülme sıklığı ortalama %1 – %2’dir.  Ayrıca panik atak geçiren kişilere genelde agorafobi de eşlik eder. Agorafobi, kaçmanın zor olacağı durumlarda olmaktan anksiyete duyma ve panik atak gibi durumların olması halinde, yardım alamayacağı yerlerde olmaktan anksiyete duymaktır. Genelde evin dışında ya da evde tek başına kalmaktan kaçınma, fazla insanın olduğu yerlerden kaçınma, araba uçak ya da otobüsle yola çıkamama, köprülerden geçememe veya asansöre binememe gibi özellikler agorafobinin habercisidir. Eğer agorafobi varsa, onun da ortadan kaldırılması için tedavi uygulanmalıdır. Dilerseniz şimdi agorafobiyi bırakıp panik atağın nasıl tedavi edileceğinden bahsedelim.

Hayat aslında çok basittir. Herhangi bir sorun varsa, o sorunun kaynağını bulursanız problemi çözme konusunda yolun yarısını aşmış olursunuz. Bu durum panik atakta da böyledir. Herşeyden önce panik atağın kaynağını bulursanız, atağı tedavi etme konusunda yolu yarılamış sayılırsınız. Panik atak genelde kalıtsal ya da travmatik nedenlerle ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Kalıtım konusunda, genetik olarak panik atak olmaya yatkınsanız, bunu tedavi etmek çeşitli tekniklerle mümkün olur. Eğer travmatik durumlardan dolayı panik atak olduysanız, travmaları ortadan kaldırarak, artı olarak çeşitli tekniklerle tedavi olmanız mümkündür.

Genel olarak panik atak tedavisi için psikofarmakoterapi (ilaç tedavisi) ve bilişsel davranışçı terapi gereklidir. Bu bahsettiğim iki terapi yönteminin aynı anda uygulanması çok önemlidir. sadece biri uygulanırsa sonuç alma olasılığı düşer. Hatta deneyimlerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki, bu iki terapi yöntemi kullanıldığında sonuç alınamama durumları da olabilmektedir. Açıkçası 12 yıl boyunca panik atak olan ve bu süre zarfında hem psikofarmakoterapi hem de bilişsel davranışçı terapi alan ama bir türlü tedavi olamayan panik bozukluk hastası kişiler gördüm. Tam 12 yıl boyunca hergün atakla yaşadığınızı hayal edin. Korkunç birşey. Burada onu tedavi etmeye çalışan doktorları suçlamamak gerek çünkü onlar ellerinden gelen herşeyi yapıyorlar. Ancak bazı durumlarda elden gelenler yeterli olamayabiliyor. Çünkü tecrübelerim şunu gösterdi ki, tedavide uygulanacak terapi yöntemlerinin kalıpsal olmaması gerekli. Literatürde ve bilimsel kaynaklarda panik atak için tedavi yöntemi aynıdır. Ancak panik atak geçiren insanlar aynı değil, farklı deneyimlere, farklı kültürel özelliklere, farklı travmalara sahiptir. Bu yüzden kişinin öyküsüne göre terapi yöntemlerinin uygulanması gereklidir. Psikofarmakoterapi, bilişsel terapi ve bunlara eşlik eden başka terapilerinde uygulanması, tedavinin başarı olasılığını arttıracaktır. Nitekim 12 yıldır defalarca doktor değiştiren bu hastam, 3 ayda ve sadece 8 seansta tamamen tedavi olabildiyse, yıllarca bu sorunu yaşayan danışanlarımla tedaviye başladıktan sonra ortalama 3 ayda 8-12 seansta tamamen panik atağı ortadan kaldırabiliyorsak, demek ki tedavi başarısını sağlamak için farklı yöntemlerin de uygulanması gerekmektedir. Benzer durumlarla pek çok kez karşılaştım. 8 yıl, 6 yıl, 5 yıl, 4 yıl, yıllarca aylarca bu hastalıktan muzdarip olan insanlar, kısa sürelerde tedavimizden sonuç aldılar. Bunun temel sebebi, atak semptomları aynı olsa da, bu insanların her birinin farklı olması ve farklı hikayelere sahip olmaları, bu hikayelerden yola çıkılarak her birine temelde hikayesine göre terapi uygulanmasıdır. Elbette burada uyguladığım tedavi aşamalarını, uyguladığım terapi yöntemlerini ayrıntılarıyla yazamam, çünkü bu yöntemler hem kişiye özgü olarak uygulanır hem de hepsini yazabilmem için bana birkaç sayfa değil onlarca sayfa gerekir, ama bilişsel davranışçı terapide genelde bu hastalık için nasıl bir tedavi yolu izlenebilir, biraz bunlara değinelim.

Tedavi sürecinde birinci adım, bilişsel yapılandırmadır. Kişi, kendisine kaygı veren düşünceleri anlamalı ve ayırmalıdır. Ayrıca panik belirtileri neler, atağı atlatmak için kendi uyguladığı yöntemler nelerdir saptanıp tartışılmalıdır. Kaygı yaratan düşüncelerin ne olduğu, bunları 100 üzerinden nasıl puanlar, bedensel belirtiler ve korku veren düşünceler nelerdir, korkulan şeyler kaç kez gerçekleşti, kaygının en yoğun olduğu an nekadar sürdü, tüm bu sorulara cevap aranır.

İkinci aşamada eğitim verilmelidir ki, bu eğitim bilişsel çarpıtmaları ortadan kaldırmaya yönelik olmalı, aslında gerçekleşen şeyin ne olduğu kişilere anlatılmalıdır. Bahsedilen bilişsel çarpıtmalar genelde şu şekildedir ; kötü sonuçlar abartılır ve kötümser olunur ‘kontrolümü kaybedeceğim eyvah, bayılacağım ve rezil olacağım, daha da kötüye gideceğim’ gibi.  Bu durumdan kurtulma yolu; ‘diyelim ki bayıldım ne olur, tek bayılan ben miyim, kontrolümü kaybettim diyelim, tek kontrolsüz ben miyim’ şeklinde ve daha birçok antitezlerle çarpıtmalar giderilir. Diğer çarpıtma, kendini denetim altında tutamama duygusudur.  Bu durumda ‘herşeyin denetlenemeyeceği’ düşünülmelidir. Bir diğeri, ya hep ya hiç düşüncesidir. Kişi, atak geçirdiğinde rezil olacağını düşünür, yeterli biri olmadığı izlenimini oluşturacak diye korkar. Bu düşünceye karşı  ‘yetkin olamasam en kötü ne olabilir ki, yetkinlikle değer ölçülmez’ gibi düşünceler sunulmalıdır. Bir başka çarpıtma, odaklanılmış düşüncelerdir. Burada kişi birtakım belirtiler duyumsadığında doğrudan atak yaşayacağını düşünür, yoğun korku hissettiğinde atak geleceğini hissetmesi gibi. Buna karşıt olarak kişi, atağın gelmek zorunda olmadığını, hislerin de yanılabileceğini düşünmelidir. Panik atakla birlikte hemen odaklanılmış korkular başlar, kalp krizi geçirileceği, nefes alınamayacağı, felç olacağı, bayılacağı, çıldıracağı, kontrolü kaybedeceği, küçük duruma düşeceği gibi. Ancak tıbbi gerçekler gösterir ki panik atak geçirenler kriz geçirmez, bayılma oranı çok düşüktür, kendini kaybedip çıldıran olmamıştır. Bu ve bunun gibi birçok çarpıtma, farklı şekillerde bilişsel düzeyde onarılabilir. Peki panik atak geçirilirken, atak anında neler yapılabilir ?

-Nefes alış-verişlere dikkat edilmeli. 4 saniyeyle burundan nefes alınmalı, 4 saniye tutulmalı, 4 saniye dudaklar büzülerek ıslık çalarcasına nefes verilmelidir.

-Hoş anılar akla getirilerek kişi kendini o anının içinde hayal etmelidir.

-Etraftaki somut nesnelere odaklanılmalı ve onlar incelenmeli, nasıl yapıldığı, nerede yapıldığı vb. gibi şeyler düşünülerek senaryolar yazılmalıdır.

-Geçirilen atağın hiçbir şey yapamayacağı sürekli tekrarlanmalı ‘ben neler atlattım, bunu mu atlatamam’ şeklinde kişi kendine telkinler yapmalıdır

-Aslında bir tehlikenin olmadığına inanılmalı ki gerçekten de bir tehlike yoktur.

-Vücut esnetilmeli, fiziksel egzersizler, yani kolu ya da bacağı esnetmek gibi egzersizler yapılmalı, mümkünse sakız yavaş şekilde çiğnenmelidir

-Birileriyle konuşulmalı ya da biraz yürüyüş yapılmalı, gezilmelidir.

-Mutlaka havadar ferah bir ortamda bulunulmalıdır

-10’dan geriye sayarak her rakamda şimdi daha iyi olduğuna dair telkinde bulunulmalı ve 1’e gelindiğinde parmak şıklatılarak ‘ve şimdi herşey geçti’ şeklinde inanç sağlanmalıdır.

Aslında panik atak gerçekten yaşayan için çok zor fakat doğru ellerde ve doğru yöntemlerle atlatılması çok kolay bir rahatsızlıktır. ‘Ben normal olabilecek miyim, rahat rahat bir yere gidebilecek miyim, atak korkusu olmadan yaşayabilecek miyim’ sorularını yüzlerce kez duydum. ‘Ben iyileşemeyeceğim sadece sizi de denedim demek için geliyorum’, ‘ben iyileşemeyeceğim eminim, sadece çok tavsiye edildiniz diye geldim eşim dostum ısrar etti’, ‘beni iyileştiremezsiniz, ben bittim artık’, ‘benim artık umudum yok, yakında eşimi de ailemi de kaybederim, hissediyorum, ben olsam sürekli böyle birini çekmezdim’ gibi yorumları yüzlerce kez duydum, her biri birkaç ay sonra panik atağa tamamen veda ederek hayatlarına, sanki hiç o sorunları yaşamamış gibi, kaldıkları yerden devam ettiler. Dolayısıyla panik atak tedavisi olmayan bir rahatsızlık değildir, mutlaka tedavi edilir, asla pes etmeyin.

Son olarak  şunu belirtmeliyim, panik atak tehlike olarak görülmemelidir, bu hastalığın sona ermesi, psikofarmakoterapi, bilişsel davranışçı terapi ve kişinin ihtiyacına yönelik farklı terapi yöntemleriyle mümkündür. Herşeyden önce de tedavi, hastalık ve hastalığın çözümü hakkında bilgi sahibi olmakla mümkündür. Yukarıda bahsettiğim gibi, bilgi sahibi olmadan med ya da lidya askerleri gibi kaçmak değil, bilgi sahibi olup Thales gibi günün tadını çıkarmak, bence son derece makul. Şimdi ayağa kalkma ve hayatın güzelliklerinin tadını çıkarma vakti.

One thought on “PANİK ATAK”

  1. Yazınızı okudum.Her şeyi çok güzel ifade etmişsiniz.İlaç tedavisinin yanında mutlaka terapi alınması gerektiği inancındayım.ben bundan yirmi yıl önce bir atak geçirmiştim.Ama ikinci kez bir daha geçirdim.Şu anda ilaç tedavisi görüyorum .Bunu nasıl atlatırım bilemiyorum.yaşadığım problem eşim ile alakalı.Kafamda sürekli gel gitler yaşıyorum.Bunu kontrol etmeye çalıştıkça dahada kötü oluyorum.Allahım diyorum beni eşimlemi sınıyorsun?İki tane evladım var.onlara bir şey belirtmemeye çalışıyorum ama nereye kadar.Sizinle iletişime geçmek isterim.Dönerseniz çok sevinirim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir